Barış Manço

 
Ne zamandır bloğu ihmal ediyorum farkındayım. Aslında bir sürü şey var yazmak istediğim ama bir türlü fırsatım olmuyo. Yine Bursadayız, kaçtık geldik. Bursaya kaçmak çok iyi geliyo, havada süper. Bursa maceralarımızı bir ara detaylı bir şekilde yazarım.
 
Şimdi biraz rahmetli Barış Manço hakkında yazmak istiyorum. Ben Barış abi şarkılarıyla ve 7 den 77 ye programıyla büyüdüm. Onun şarkılarını çok dinledik,  dünyayı gezdik, hiç görmediğimiz yerleri gördük sayesinde, ondan çok şey öğrendik. Aramızdan çok erken ayrıldı. Hayatımıza iz bırakan bol yüzüklü, uzun saçlı ve süper bıyıkları olan

bu adamı bende kuzuma tanıtıyorum şimdi. Şarkılarını dinletiyorum bol bol. Nerede “oku bakıyım” duysa AAYYII diye bağırıyo. Arkadaşım eşeğe bayılıyo. 

 
Bende size hatırlatmak için bazı şarkılarını yükledim. Hepsini dinleyin gününüz çok daha iyi geçecektir eminim. Ha bide Barış Manço Moda 81300 İstanbul demek istiyorum:)
bugün bayram


anlıyorsun değilmi

arkadaşım eşek

ayı

Miranın kitabı, fotokitap

Kuzucuk kitaplara bayılıyor, evdeki kitapları ezberledik bile. Yeni kitaplar arayışındayız. Tam böyle düşünürken Miraya kendi kitabını yapmaya karar verdim. İçinde duygular, yapmayı sevdiği şeyler, görmeyi sevdiği kişiler ve tabiki hayvanlar olacaktı. Tabi bu kitap sadece Miranın fotolarında oluşacaktı. İnternette araştırma yaptım. Bir sitede
buldum, online düzenleme yapıp spariş veriyosunuz. Ve direkt baskı halinde kitabı yolluyorlar. Valla beklediğimden çok daha güzel birşey geldi. Hem Miraya kitap oldu, hemde bize hatıra…Sevdikleriniz içinde çok güzel bir yılbaşı hediyesi olabilir.

Mygym mi Gymboree mi?

Evet kış geldi. Artık eskisi gibi dışarı çıkamıyoruz. Kendi gibi tipleri görmeye hasret bebemize oyun grubu arayışlarına başladık. Kuzucuk resmen orda burda çocuk görünce üstüne atlıyor. Arkadaşlar arasındada tek bebekli biz olduğumuz için bebişkomun arkadaşları genelde kediler köpekler ve kuşlar. İlk yaş gününde yaş ortalaması 30 du siz düşünün artık. 2 ay önce flan markette 4-5 yaşlarında bir erkek çocuğu gördü “bebbee “ diye büyük bir hevesle

çığlık attı. Ama bu çocuğun çok gücüne gitti sanırım “ ben bebek değilim tamammı” diye kuzuyu tersledi. Çocukçağız bütün market alışverişi boyunca babasına ben bebek değilim demi baba diye gezdi. Kuzucuğum ilk erkek hezeyanını işte burda gerçekleştirdi. Darısı diğerlerine derrmişiimm.

Neyse konuyu pek dağıtmadan Ankarada oyun grupları arayışımıza başladık. Babiş böle şeyleri çok sallamaz ben kendim tek başıma başladım aslında. İstanbulda çok güzel oyun grupları var. Hatta anneler kendiler net üzerinde anlaşıp birbirlerinde toplanıyorlar. Ankarada da var galiba ama ben çalışırken onu beceremedim. Bu yüzden Gymboree ye baktım önce, deneme dersine gittik.
Gymboree: GOP tarafında olduğu için yeri biraz bize ters geldi. Aslında rahat bir yerde ama trafik baya problem o tarafta. Derste çok eğlendik. Kuzucuk bebkleri görünce delirdi. Tırmandı kaydı hopladı zıpladı. Daha sonra oyuncaklar ve oyunlara geçildi. Oyuncakların %70 i bizde olduğu için çok dikkatini çekmedi. Ama baloncuk aletine ve balonları güzeldi. Patlamıyor anacım. Ortam hocalar gayet güzel ferah. Ama fiyat olarak Mygym den yüksek. Ama Mygyme göre biraz daha vizyonlular. Oyunlarında bebekler daha çok eğleniyor bence.
Mygym: Gymboreeden sonra deneme dersine gittik. Yeri bizim için çok uygun. Babanemize çok yakın, ulaşımı daha kolay bize göre. Gymboree ye göre daha ferah, daha geniş oyun alanı, hocalar gayet iyi. Yanında Kasaba ve top havuzu diye ayrı ayrı oyun yerleri var. Ulaşımdan ve fiyatın ascık daha ucus olmasından kaynaklı mygyme e kayıt olduk. Oyun saatleri Pazar 11-12 olduğu için tam uyku saatine denk geliyor. Ama yinede dersten memnunuz( biz kuzudan çok daha fazla yorulsakta yinede memnunuz:). 10 tane flan Mira gibi bebiş var. Üyeliğimize yanındaki kasabada dahil. Haftada 2 kere ders ve kasabaya girebiliyoruz. Derslere pek bir eleştirim yok ama kasaba tarafı bazen çok rahatsız edici olabiliyor. Çok yüksek sesli müzik çalıyorlar. Çocuk şarkıları çalınacağına siz bebeğinizi saçma müziklerden uzak tutmaya çalışırken Serdar Ortaçlar flan çalınabiliyor. Hatta bi ara disko gibi oldu sis verdiler baya bi kişi kaçtık. Çocuklar ağlamaya başladı.
Göndermek isteyenler mutlaka kendileri gitsinler denesinler. Biz Mygymdeyiz. İkisininde pek bir farkı yok. Bu tarz şeyler birazda hap yap para kap olayları. İçine girince daha iyi anlıyo insan. Hani siz bebişinize en iyisi olsun diye uğraşırken insanların size TL mişsiniz gibi bakması hoş bi durum değil ama yinede kuzu için iyi bir kış dönemi aktivitesi, gelişimi için iyi olduğunu düşünüyorum.

İlk adımlar

Sonunda yürüyoruz yihhuuuuu.  Son 10 gündür benim kuzucum artık bütün evi kendi kendine dolaşıyor. Hatta dolaşmakla kalmıyor ordan oraya sürekli bişeyler taşıyor. Artık yerlerde emeklemeye son. Gerçi son bir aydır yürüyodu aslında ama bize arkadan tutturuyordu ille. Bel selametimiz pek kalmamıştı diyebilirim.
Kuzucuk ilk adımlarını Singapurda bir Hint Tapınağında atmıştı. İnek tanrısı

sağolsun kızımı yürütüvermişti. Ama sonradan azı dişlerinin azıtması ve yüksek ateşler emeklemeye geri dönüş yaptırdı. Yürüme konusunda yürüyen bebek görmenin çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Zira ölyle oldu. Kendi boyutlarında birilerini görmeye hasret bebişkom yürüyen bebelere bakıp “ben niye yürümüyom ya” diyip peşlerinden koşturmak suretiyle tamamen yürümeye başladı. Tabi biz o boylarda birinin yürümesine alışık olmadığımız için kuzuyu her gördüğümüzde bu ne leen diyip gülmekten yarılıyoruz. Özellikle baba kız yanyana süper oluyolar.

Miracım şimdilik ascık sarhoş balık gibi yürüsede adımları sağlam. Bunda yürüteçless ortam etkiside çok büyük bence. (bu kelimesyi en baba blogdan aldım çok hoşuma gitti ya). Yürüteçler çok ülkede yasaklanmis, ama bizde hala bazı doktorlar öneriyor ilginçtir. Aşağıda miranın ilk adımları vaarrr:
Bisimki yürümeyede başlayınca iyice değişmeye başladı artık. Bi tripler, taklitler, mimikler tam bir şeberik. Hiçbir şey gözünden kaçmıyor. Arada alla alla diyip posta flan koyuyo. Her gün geçtiğinde “off yandık biz “ cümlesini daha sık kullanıyoruz galiba.

Mira sözlüğü

Uzun bir bayram tatilinden sonra kuzucukla ayrılmak gerçekten zor oldu. İlk defa Ankarada ve yalnız olmakta değişik bir deneyim yaşattı bize. Ama Poyraz paşamızın gelmesi tatilimizi şenlendirdi. kendileri 3 aylık oldu bile zaman çok çabuk geçiyor. Minik kızımda bütün bayram boyunca onu yer yer gıdıklamak, mıncıklamak, gözü yerindemi kontrol etmek
ve her daim peşinden gitmek görevlerini üstlenerek kendi çapında baya eğlendi.

Minik kızım yürüme konusunda biraz tembel olsada konuşma konusunda bir dişiye yakışan performansı gösteriyor. Söyleyebildiği şeyleri bide sizinle paylaşayım istedim. İşte mira sözlüğü:

del del: gel
alya ala: allah allah
ditti ditti: gitti
anne, baba, dede, mama, meme klasikleri
aydedde
nöö: ineek sesi
mını mını: kedi
höv höv: köpek sesi
ayiii: eşek sesi
aaayıı: ayı
ü-ü-ü: horoz sesi
teyde: teyze
nu nu: maymun
dili dili: balon (nası bir bağlantı kurduysa artk)
du: su
bebbe: bebek
toduk: çocuk
dinga dinga: rengarenk şarkısı
haya: hayır
abiyiin: bunu ne olduğu konusunda fikrimiz yok
dıdı dıdı dıdı: gıdı gıdı
bababa bababa: ali babanın çiftliği şarkısı ve yukardaki hayvan sesleriyle beraber

Kuzuyla Singapur

 

Miradan önce gittiğimiz yerleri pek anlatamadan, mirayla beraber gittiğimiz yerleri anlatayım bari dedim. Evet sizi delimi kovaladı 1 yaşındaki bebekle taaa Singapurlara gittiniz diyebilirsiniz. Ama bir gaz bütün “yok olmaz yollamam valla, mirayı bırakın siz gidin” ısrarlarına göğüs gererek kendimizi Singapur Airlines uçağında
 

buluverdik. Tabi uçakta kocacıkta bende “naaptık ulan biz” diye içimizden geçirmiyo değildik ama birbirimize söylemiyorduk. Hele ben 5 saatten fazla uçamam diyen ben nası bir gazla bu kararı almıştım hiç bilmiyorum.

Neden Singapur dünyada başka yermi kalmadı sorusunun cevabı kocacığın görevi ve bizimde her zamanki gibi peşine takılmamızdı. Biz gezmeyi çok sevdiğimiz için Miranında bize ayak uydurmasını istiyorduk, onu bırakmaya niyetimiz yoktu. O yabancı turist bebeleri Caponyalardan bile buralara geliyordu, bisim bebemizin neyi eksikti, bu şekilde birbirimizi gaza getirerek gözümüzü kararttık.

İsmi lazım değil gıcık banka avans mil uygulamasını kaldırdığı için THY ile gidemedik. Singapur hava yolları ile gitmek zorunda kaldık. Hem 3 saat fazla uçtuk hemde gündüz gittik. Ama Singapur hava yollarındanda çok memnun kaldık. Yöresel kıyafet giyen hostesler çok saygılı, ilgili ve okadar uçtuk yüzleri sürekli gülüyordu. Gördüğüm en iyi hosteslerdi. Kuzucuk az cinnet az uyku az oyun derken yolculuğu atlattık. Yandaki avusturalyada oturan Arnavut kadının kızmı erkekmi anlayamadığımız ama neden sormakta çekindiğimiz 2.5 yaşındaki çocuğuyla baya bir anlaştılar. Ama kadın içler acısıydı, tek başına yolculuk yapıyordu ve çocuk bütün yol boyunca uyumayarak kadını talan etti.

kuzunun kankalardan bazıları:

Ve singapurdayız. Yol boyunca çok fazla uyumadığımız için baya bir yorgunduk. 6 saat farkıda kafa karışıklığı yaratmıştı. Baya bi Türkiye saatine göre yaşamaya kastım ama pek olmadı tabi. Havaalanından otele taksiyle gittik. Burada taksiler devlet elinde olduğu için çok ucuzmuş. Gerçektende öyle. Hava alanından dışarı çıktığınızda saunaya girmiş gibi bir hava sizi bekliyor, antalyadan beter. Ama her yer aşırı klimalı. Açık havayı bile soğutuyo birçok yer. Dışarda terle içerde üşü tam hasta olmalık. Kuzuyu giydir çıkar helak ettik.
Şehir içine ilerlerken sanki botanik bahçesine girmiş gibisiniz. Aşırı yeşil biryer. Tropikal enteresan ağaçlar çiçekler harika. Koskoca gökdelenler yeşil içine gizlenmiş gibi. Sokaklar çiçek kokuyor. Otelimiz Fort Canning lodge hem fiyatı hem yeri hemde odaları açısından çok güzeldi bence. Önünde Fort Canning Lodge parkı var. En ünlü caddesi olan Orchard roada çok yakın. Orchard road alışverişin dibine vurabileceğiniz bir yer. Her yer alışveriş merkezi, hepsini gezmek ay sürer. Tabi kuzudan ötürü çok az gezebildik. Çok az alışveriş yapabildim. Sadece bayanlar değil erkeklerde çıldırır. Elektronik mağazalarıda acayip. Türkiyeden uygun fiyatlara elektronik almanız mümkün. Nitekim biz bir lens ve ufacık el kamerası aldık. Kocacığın okadar elektronik mağazası gezme hayali kurduktan sonra çin mahallesinde ilk girdiği mağazadan bütün alışverişi yapmasıda enteresan oldu tabi. Ama satıcılar bu konuda çok usta elini verip kolunu kaptırabiliyosun. Sen tamam alıyorum demenle parayı karttan çekmeleri bir oluyor.
Singapur hayvanat bahçesi manyak biryer, dünyanın en büyük hayvanat bahçelerinden biriymiş. Maymunlar, papağanlar garip garip hayvanlar bir çok hayvan ortada. Mira çıldırdı, hangisine bakacağını şaşırdı. Tehlikeli olmayan bütün hayvanlar dokunulabiliyordu. Biz bile çıldırdık.

Singapur pek ortak kültürü olmayan ama içinde malay, hint ve çin kültürü ayrı besleyen sonradan kurulmuşbir İngiliz sömüreliğinden çıkmış bir yer. Aynı olarak Londranın ufağı gibi. Ortak dilleri ingilizce. Zenginlik paçalarından akıyo. Kadıköy kadar yer ülke olmuş orayı babamda yönetir. Avrupa gibi görünüyo ama doğu kültürü hakim tabiki. Doğunun insanları gerçekten çok sıcak. Bisim kuzuda çekik gözlüleri çok sevdi. Singapur çok rahat ve güvenilir biryer. Cezai yaptırımları çok olduğu için suç oranıda düşük. Anlatılcak çok şey var tabi ama kısaca özetlemek gerekirse Singapur Asia’s biggest playground. Adamlar her karelerini turistik açıdan değerlendirmişler, hayvanat bahçesi, kuş parkı, Sentosa oyun adası, alışveriş caddeleri… her metrekare aksiyon, mimari süper, 14 saat gözüm yer giderim ulen derseniz kaçırmayın mutlaka görün derim. Kuzucuk hiç bir şey hatırlamayacak ama biz iyki gitmişiz ve kuzuyuda götürmüşüz.

Sentosa adası Disneyland gibi biryer, hem çocuklara hem büyüklere aktivite çok. Ben daha çok şey bekliyordum ama çok beğenmedim. Akvaryum fena değildi ama londradaki akvaryum çok çok daha güzel. Sentosa adasında yunus ve fok şovu ve teleferik iyki yaptık dedirtti bize.


Bu arada bizim bebek arabası olayı pek sevmeyen tiplerden. Araba yanımızda belki biner ümidiyle taşıdığımız birşey. E artık ağırlaştıkça kucakta zor oluyor. Bende gitmeden biraz araştırdım. Sırtta taşıma ürünü arıyodum hep. Sonra Ergo Baby yi farkettim. Biraz pahalı aslında ama Singapurda verdiğmiz paraya değdi. 4 yaşına kadar kullanılabiliyor. Sırt, yan ve önde taşınabilyor. Bizimkisi sırta bayıldı. Ee çok eskilerden beridir köy yerlerindeki tezeler işlerini biliolar tabe.

Babadan kızına (1 yaş mektubu)

Canım kızım,

Zamanı durdurmak kolay değil. Öyle çabuk büyüyorsun ki. 3 gündü, 40 oldu, 6 ay derken şimdi 1 sene… Cam gibi parlak gözlerle bakıyorsun her gün bize. Umut, mutluluk, sevgi var içlerinde. En temizimiz, değerlimiz, canımızsın. Kıyamam bir damla yaş aksın yanaklarından aşağıya. Gözlerin hep baksın isterim coşkuyla. Zaman akıyor her gün daha hızlı daha acımasız.
Hiç bilemiyorum neler bekliyor bizi. Hayallerim var birçok üçümüz için. Belki de sen beğenmeyeceksin veya istemeyeceksin. Ama babacığım diyeceksin… Belki hiç umursamayacaksın. Bende öyle yapmışımdır zamanında belki kim bilir? Hiç birinin önemi yok. Sen sadece büyü kızım bana bu yeter. Nefes alıp verişin yeter bana yaşamak için. Bir de gülümse arada sırada tamamdır.


Değer kattın hayatımıza. Hoş geldin sefalar getirdin. Çok şeyi değiştirdin. Ama hep bir şeyler kattın hiç eksiltmedin, hep çoğalttın. En çok ta sevgimizi çoğalttın. Sen şimdi anlayamadığım bir hızla 1 yaşına girdin. Şimdi bekliyorum elimden tutup beni istediğin yerlere götürmeni. Korkup veya sıkılıp bana sığınmanı. Bıktırana kadar sorular sormanı. İstediğini yaptırtmak için yaygaralar koparmanı… Yakındır pek uzak değil…

Sen benden bir parçasın dünyada yaptığım en önemli en büyük güzelliksin. Masumiyetimsin, varlığımsın, samimiyetimsin, gülümsememsin. İyi ki doğdun iyi ki bizimlesin.

minik aşkıma…(anneden 1 yaş mektubu)

Geçen sene bugün bi uyandım kucağımda minicik bir kız,kömür gibi gözleri bana bakıyor, elimi sım sıkı tutmuş. Meğerse anne olmuşum.

Bebekler anne babalarını kendilerimi seçerler acaba. Bir sürü fotoğraf arasından seçtin belkide bizi. Ben turuncu pantolonumla çıkmışımdır kesin. Saçım fönlüdür ama fön tutmamıştır. Makyajım akmıştır. Baban ciddi çıkmaya çalışmıştır gülmemiştir kesin. Ama altında şortu ve sandaletide vardır mutlaka. O kadar fotoğraf arasında şıp diyemi bizi seçtin, yoksa
eledin eledin bunlar fena değilmi dedin… “Bunlar beni eğlendirir gibi duruyo fotoğrafa bakınca bile eğlendim…”

Minik kuzucum sen geldin ben en çok aşkı öğrendim, her şeyden vazgeçercesine sevmeyi…. Kendinden başkası için yaşamayı, onun mutlu olması için herşeyi göze almayı…Yok ben yapamam derken aslında yaşamımda yaptığım en güzel şeyin sen olduğunu öğrendim. Hayatta ilk defa “Becerebilirmiyim? “ endişesini taşımayı… Bir gözyaşı damlasının içini delip geçmesini… Delicesine mutlu olmayı öğrendim… Her akşam kafamı yastığa koyup şükretmeyi… Canım sıkılınca seni düşünüp gülümsemeyi öğrendim. Cesareti öğrendim…Büyümeyi öğrendim …Annemi anlamayı ve ona teşekkür edebilmeyi … Babana bu sefer baban olduğu için bir daha aşık olduğumu öğrendim. 3 kişinin 2 kişiden daha güzel olduğunu …

Zamanı tutamamanın acımasızlığını öğrendim. O sımsıkı tutan minik ellerin çok çabuk büyüyeceğini…

Canım kızım sen 1 yaşındasın bense otuz. Seninle bir çok şey öğrendim, ama içimdeki deniz hiç durulmadı. Seninle dahada güçlendi. Seninde ömründe hep mutlu, ayaklarının üzerine basan, ne istediğini bilen, gururlu, annen kadar içindeki denizi durulmayan güçlü bir kadın olmanı dilerim.

İçimin gülen yüzü minik kuzucum iyiki bizi seçtin, iyiki seni doğurmuşum, iyiki doğmuşsun seni çok seviyorum.