Bursa-1 cumalıkızık

 

 

Yetişemiyorum yok hiç bişeye yetişemiyorum yaa. Herşeye koşturacam derken kendimi kaybettim valla. Nelerle uğraştığımı bi yazsam yok artık abartmışsın dersiniz. Kuzuma vakit ayırıcam diye o uyuduktan sora helak oluyorum. Bu arada da gezmeyi ihmal etmiyoruz tabi. 1 haftalık bir bodrum yazlık kaçamağından sonra bide haftasonu Bursa süper geldi. Continue reading

Ah Barselona yine gelecek ben…

Uzun zamandır hayal ettiğimiz barselonaya sonunda geldik. Uçak biletlerini shop & miles millerimizle taaa kaç ay öncesinden almıştım. Ama bu mil olayı pekte sanıldığı gibi veya söylendiği gibi bedavaya gelmiyor. Bilet vergileri neredeyse uçak bileti kadar var. Bide bebeğe bilet alamadığınız için havaalanında sorun çıkabiliyor. Neyse biz sağ salim sorunsuz bir şekilde Barselonamıza geldik. Sevinç nağraları atarak uçaktan indik. Kuzucukta sağolsun uçakta hiç problem çıkarmadı. Ascık uyudu ascık oynadı, 3.30 saat hemen geçiverdi.

Barselona havaalanına metro yok ama Continue reading

Uludağ

Aslında bigünde Bursayı yazıcam detaylı nerelere gidilir, neler yenir napılır. Bozkırın ortasında yaşayan bir Bursa fanatiği olarak memleketimi tanıtmam lasım. Ama şimdilik Uludağ maceralarımısdan bahsedeyim.
Sevgili Uludağımız Türkiye’nin en güzide

kış sporları merkezidir. Kış ayları boyunca yerli ve yabancı turistlerle dolup taşar. Uludağ’ın genelde en yüksek diye bilinen ve Zirve olarak adlandırılan tepesi 2493 metredir. Ancak en yüksek tepesi Kara Tepe’dir ve yüksekliği 2543 metredir Yazın Uludağ’ın yaylası olan Kirazlı Yayla ve Sarı Alan mevkilerinde et mangal lokantaları ve piknik yerlerinde güzel bir gün geçirebilirsiniz. Bu bölgeler doğa yürüyüşleri veya çadır kampı için de uygundur. Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra sadede geleyim.

Efenim Uludaa gideceğimizden yaklaşık 2 hafta öncesinden başlayan yok giderdik, gidemezdik, iki çocukla (poyras paşa ve mira kuzu) çıkardık çıkamazdık, kar varmış yokmuş, aman zincirsiz çıkılmaz diye sonsuza ıraksayan tartışmalarımız Cumartesi günü sabah erken yola koyulmamızla nihayet son buldu. Gerçektende taa oteller mevkiine gelene kadar hiç kar görmedik. Otellere dönünce cort diye heryer karla kaplandı. Babam emekli olmadan yıllardır gelmediğimiz PTT kampımısa sonunda gelmiştik. Herşey çok güzel gidiyodu taa kii o garip tip gelene kadarrrr… Cümle beni buraya getirdi tabikki ” taa ki” diye bişey olmadı. Konuyu dağıttım yine.

Herşey çok güzel gitti. Hava, ortam, herkes süperdi. Ben yaklaşık 1,5 saat kadar kayarak diğer kayakçılara gerilimli saatler yaşşattım tabi. Ama neyseki kimseye ve kendime fazla bir zarar vermedim. Bide piste alırlarmı beni bilmem. EE tabi yıllardır kaymıyorum unutmuşum. 1 hafta boyunca gitmeyelim Bursada gezelim diyen kocişko Cumartesi günü 4 saatten fazla kayarak kendi perte çıkardı ve kuzuyla erkenden uyudu. Kocişin uyuması fırsat bilen Zelçukta gitti Poyrasla uyudu. Bisde damatlardan ve bebişlerden önceki çekirdek ailemis olarak bol bol sohbet ettik öslem giderdik.
Kusucumda dağı çok sevdi karlarda boğuştuk bol bol. Küçük bi kızak bulduk kaydık kızımla. Kızım Paşamısıda çok öslemiş, bir sevgiler, bir öpücükler, sarılmalar flan çocuğu eskitti resmen. Paşacıkta 5 ayı geçti artık oda kuzuyu tanıyo. 1 gecemisi dağda geçirdikten sonra bozkır yollarını tuttuk yine. 2 bebişle kazasız belasız süper bir tatil oldu hepimize…

Kuzuyla Singapur

 

Miradan önce gittiğimiz yerleri pek anlatamadan, mirayla beraber gittiğimiz yerleri anlatayım bari dedim. Evet sizi delimi kovaladı 1 yaşındaki bebekle taaa Singapurlara gittiniz diyebilirsiniz. Ama bir gaz bütün “yok olmaz yollamam valla, mirayı bırakın siz gidin” ısrarlarına göğüs gererek kendimizi Singapur Airlines uçağında
 

buluverdik. Tabi uçakta kocacıkta bende “naaptık ulan biz” diye içimizden geçirmiyo değildik ama birbirimize söylemiyorduk. Hele ben 5 saatten fazla uçamam diyen ben nası bir gazla bu kararı almıştım hiç bilmiyorum.

Neden Singapur dünyada başka yermi kalmadı sorusunun cevabı kocacığın görevi ve bizimde her zamanki gibi peşine takılmamızdı. Biz gezmeyi çok sevdiğimiz için Miranında bize ayak uydurmasını istiyorduk, onu bırakmaya niyetimiz yoktu. O yabancı turist bebeleri Caponyalardan bile buralara geliyordu, bisim bebemizin neyi eksikti, bu şekilde birbirimizi gaza getirerek gözümüzü kararttık.

İsmi lazım değil gıcık banka avans mil uygulamasını kaldırdığı için THY ile gidemedik. Singapur hava yolları ile gitmek zorunda kaldık. Hem 3 saat fazla uçtuk hemde gündüz gittik. Ama Singapur hava yollarındanda çok memnun kaldık. Yöresel kıyafet giyen hostesler çok saygılı, ilgili ve okadar uçtuk yüzleri sürekli gülüyordu. Gördüğüm en iyi hosteslerdi. Kuzucuk az cinnet az uyku az oyun derken yolculuğu atlattık. Yandaki avusturalyada oturan Arnavut kadının kızmı erkekmi anlayamadığımız ama neden sormakta çekindiğimiz 2.5 yaşındaki çocuğuyla baya bir anlaştılar. Ama kadın içler acısıydı, tek başına yolculuk yapıyordu ve çocuk bütün yol boyunca uyumayarak kadını talan etti.

kuzunun kankalardan bazıları:

Ve singapurdayız. Yol boyunca çok fazla uyumadığımız için baya bir yorgunduk. 6 saat farkıda kafa karışıklığı yaratmıştı. Baya bi Türkiye saatine göre yaşamaya kastım ama pek olmadı tabi. Havaalanından otele taksiyle gittik. Burada taksiler devlet elinde olduğu için çok ucuzmuş. Gerçektende öyle. Hava alanından dışarı çıktığınızda saunaya girmiş gibi bir hava sizi bekliyor, antalyadan beter. Ama her yer aşırı klimalı. Açık havayı bile soğutuyo birçok yer. Dışarda terle içerde üşü tam hasta olmalık. Kuzuyu giydir çıkar helak ettik.
Şehir içine ilerlerken sanki botanik bahçesine girmiş gibisiniz. Aşırı yeşil biryer. Tropikal enteresan ağaçlar çiçekler harika. Koskoca gökdelenler yeşil içine gizlenmiş gibi. Sokaklar çiçek kokuyor. Otelimiz Fort Canning lodge hem fiyatı hem yeri hemde odaları açısından çok güzeldi bence. Önünde Fort Canning Lodge parkı var. En ünlü caddesi olan Orchard roada çok yakın. Orchard road alışverişin dibine vurabileceğiniz bir yer. Her yer alışveriş merkezi, hepsini gezmek ay sürer. Tabi kuzudan ötürü çok az gezebildik. Çok az alışveriş yapabildim. Sadece bayanlar değil erkeklerde çıldırır. Elektronik mağazalarıda acayip. Türkiyeden uygun fiyatlara elektronik almanız mümkün. Nitekim biz bir lens ve ufacık el kamerası aldık. Kocacığın okadar elektronik mağazası gezme hayali kurduktan sonra çin mahallesinde ilk girdiği mağazadan bütün alışverişi yapmasıda enteresan oldu tabi. Ama satıcılar bu konuda çok usta elini verip kolunu kaptırabiliyosun. Sen tamam alıyorum demenle parayı karttan çekmeleri bir oluyor.
Singapur hayvanat bahçesi manyak biryer, dünyanın en büyük hayvanat bahçelerinden biriymiş. Maymunlar, papağanlar garip garip hayvanlar bir çok hayvan ortada. Mira çıldırdı, hangisine bakacağını şaşırdı. Tehlikeli olmayan bütün hayvanlar dokunulabiliyordu. Biz bile çıldırdık.

Singapur pek ortak kültürü olmayan ama içinde malay, hint ve çin kültürü ayrı besleyen sonradan kurulmuşbir İngiliz sömüreliğinden çıkmış bir yer. Aynı olarak Londranın ufağı gibi. Ortak dilleri ingilizce. Zenginlik paçalarından akıyo. Kadıköy kadar yer ülke olmuş orayı babamda yönetir. Avrupa gibi görünüyo ama doğu kültürü hakim tabiki. Doğunun insanları gerçekten çok sıcak. Bisim kuzuda çekik gözlüleri çok sevdi. Singapur çok rahat ve güvenilir biryer. Cezai yaptırımları çok olduğu için suç oranıda düşük. Anlatılcak çok şey var tabi ama kısaca özetlemek gerekirse Singapur Asia’s biggest playground. Adamlar her karelerini turistik açıdan değerlendirmişler, hayvanat bahçesi, kuş parkı, Sentosa oyun adası, alışveriş caddeleri… her metrekare aksiyon, mimari süper, 14 saat gözüm yer giderim ulen derseniz kaçırmayın mutlaka görün derim. Kuzucuk hiç bir şey hatırlamayacak ama biz iyki gitmişiz ve kuzuyuda götürmüşüz.

Sentosa adası Disneyland gibi biryer, hem çocuklara hem büyüklere aktivite çok. Ben daha çok şey bekliyordum ama çok beğenmedim. Akvaryum fena değildi ama londradaki akvaryum çok çok daha güzel. Sentosa adasında yunus ve fok şovu ve teleferik iyki yaptık dedirtti bize.


Bu arada bizim bebek arabası olayı pek sevmeyen tiplerden. Araba yanımızda belki biner ümidiyle taşıdığımız birşey. E artık ağırlaştıkça kucakta zor oluyor. Bende gitmeden biraz araştırdım. Sırtta taşıma ürünü arıyodum hep. Sonra Ergo Baby yi farkettim. Biraz pahalı aslında ama Singapurda verdiğmiz paraya değdi. 4 yaşına kadar kullanılabiliyor. Sırt, yan ve önde taşınabilyor. Bizimkisi sırta bayıldı. Ee çok eskilerden beridir köy yerlerindeki tezeler işlerini biliolar tabe.

Rüya şehir Paris

Anlatılarak olmayacak bir şehir daha, mutlaka görülmesi lazım. Şiir gibi bir kent. 3 gece 4 gün kaldık ama yetmedi mutlaka bir daha gitmek gerek. Daduu damağımıza yapıştı diyebilirim. Elimizde harita yine ayaklarımız iflas edene kadar dolaştık. Gittiğimizde haziran ayıydı ve hava 10 dan sonra kararıyordu. Bol bol yürüdük.

Valla anlat anlat bitmez ama bir yerden başlıyım. Gezilebilecek yerleri özetleyeyim öncelikle:
Notre-Dame de Paris katedrali: 2000 yıllık bir tarihi var, ağzını açık bırakacak bir mimarisi var, Napoleon kendini burada imparator ilan etmiş, 255 basamak olduğu için biz çıkmadık ama kulesinin mazarasıda gayet güzelmiş, Notre- Dame ‘ ın kamburu gibi poz verip foto çektirmeyi unutmayın
Eiffel kulesi: Gerçekten bir mühendislik harikası. Yerden 320 m yüksekte, 15000 metal parça ve 2500000 perçin kullanılmış. Ben yüksekten korktuğum için en üst platforma çıkamadım ama siz çıkın mutlaka. Manzara süpperr. Eiffel kulesinin altındaki parkta piknik yapabilirsiniz. Gece ışıklandırmasını mutlaka görmelisiniz.
Louvre müzesi: Dünyanın en büyük müzelerinden biri. 2-3 günde hepsini gezemezsiniz gez gez bitmiyo valla. Mona Lisa teyzemiz ve birçok ünlü eser yeralmaktadır. Girişte çok kuyruk olabiliyor erken gitmek en iyisi.
İle de la cite: Sen nehri ortasında minik bir adadır. Burada ihtişamlı sarayları ve gotik yapıları görebilirsiniz. Sainte Chapelle yi mutlaka görün.
Arc de Triomphe: Napoleonun zaferleri anısına dikilmiş anıt.
– Champs- Elysees meydanı: ip gibi sıralanmış ağaçlarla süslü çok geniş bir cadde. Üstünde büyük mağazalar, sinemalar, kafeler var. Alışveriş için çok pahalı bir cadde. Burada güzel bir park var parktan ilerlediğinizde Petit Palais ve Grand Palais e çıkarsınız. İkiside çok güzel saraylar.
Palais-Royal: Bahçesinde siyah beyaz çizgili, alçaklı yüksekli sütunlar var.
– Montmartre: Dar kıvrımlı sokakları olan tepede çok şirin bir mahalle. Genelde sanatçılarla anılıyor. Biraz zor oluyor ama yürüyerek Sacre-Coeur bazilikasına mutlaka çıkın.Sacre- coeur un hemen altında hediyelik eşyacılar ressamlar bulunan sokak var.
Pantheon
Les İnvalides
La Madeleine: kilise
Luxembourg bahçeleri: Çok güzel rengarenk çiçeklerin olduğu büyük bir bahçe.
Disneyland biz gitmedik ama kızım biraz büyüsün öyle gideceğiz inşallah.

Aslında daha bir sürü yer var görmeye değer ama aklımda kalanlar bunlar. Parise gittiğinizde Sen nehrinde gezintiye çıkmayı unutmayın. Sen nehri etrafında yürürseniz şehrin iki tarafını bağlayan çok güzel köprüler göreceksiniz. Eğer ilginiz çekerse Sorbone üniversitesini de görmenizi tavsiye ederim. Paristede yine çok gelişmiş bir metro ve otobüs ağı var. Hatta çift katlı metroyu görünce baya bir şaşırmıştık. Haftalık bilet alarak toplu taşımadan faydalanabilirsiniz. Aslında en güzeli bisiklet kiralamak.

Eğer kaybolursanız veya adres soracaksanız ve Fransızca bilmiyorsanız, orta yaş üstü Fransızlara sormayın çünkü İngilizce bilmelerine rağmen konuşmuyorlar. Sadece gençler yardımcı oluyor.

Bide Paristen aklımda kalan mis gibi tereyağlı kruvasanlar, çok lezizdiler. Ama dikkat edin Fransızlar şöyle diyor: “Kruvasan ağzınızda 30 saniye, midenizde 30 dakika, kalçalarınızda 30 sene kalır. “ iyi gezmeler.

London london


Muratın her seneki Londra görevlerinden birinde bende peşine takıldım. Tabi minik kızım daha tasarım aşamasında bile değildi, o yokken olan kaçamaklardan biri. Murat toplantıdayken ben Londrada gezmedik yer bırakmadım. İngilizlerin soğuk nevaleliği, İngilterenin sürekli yağmur yağan havası ve tek başıma gezebilirmiyim acaba düşüncesi bende ön yargı oluşturmuştu aslında, pek gidesim yoktu bu yüzden. Ama sonra gitmeye karar verdim ve Londraya karşı düşüncem tamamen değişti. 10 gün boyunca incik cincik heryerleri gezdim. Gezmekten ayaklarıma kıramplar girdi yılmadım sürünerek gezdim. 10 gün sonunda Londra “burada yaşanabilir” lerim arasına girmeyi hak etti. Ama genel olarak Londra baya pahalı biryer. Biraz size Lonradan bahsedeyim:

İlk olarak tatilinizin tarihini çok öncede biliyorsanız, ucuz uçak bileti bulabilirsiniz. Otelinizi de booking.com dan ayarlarsanız pek bir sorun yaşamazsınız. Biz genelde öyle yapıyoruz. Ama oteli metro (Tube) civarında ayarlamak çok daha iyi olur. Gerçi yürüyerek veya iki katlı otobüslerle daha keyifli oluyor ama metro daha kolay. Londrada metro insana “bu metroysa bizim Türkiyedekiler ne?” dedirten bir şey. Tube denilen arkadaş 12 tane birbirine bağlantılı hattan oluşuyor ve şehir dışına kadar gidiyor. İlk bakışta mühendislik hesabı gibi zor anlaşılır bir haritası var ama bir şekilde kaybola kaybola çözüyor insan. İndiğiniz gibi 1 haftalık oyster kart alıyorsunuz başınız ağrımıyor, bin binebildiğin kadar. Metro yakınında oteliniz olursa Heathrow havalimanından metroyla gidebilirsiniz.

– gezilebilecek yerlere bakalım.

Trafalgar square
National Gallery (dünyanın en iyi batı Avrupa koleksiyonu, 2000 i aşkın eser vardır, tek kelimeyle harika)
St. James Park (öğle yemeklerini yemek için çok güzel bir park, bir sürü çiçek, sincaplar ve kuğularla güzel vakit geçirirsiniz)
Buckingham sarayi ve sarayda nöbet değişimi
Palace of Westminister – parlamento binaları- Big Ben
London Eye (135 m yüksekliğinde dünyanın en büyük dönme dolabı, şehir manzarası harika)
Westminister abbey (Taç giyme törenleri dünelniyor, kraliyetten büyükler yatıyo)
St pauls catedral
Tower of london (Kraliyet sarayı, hapishane ve idam yeri olarak kullanılmış, caniler bide gösteriyorlar, 900 yıllık)
Tower bridge
Picadelly circus (çok işlek bir cadde, geceleri çok kalabalık oluyor, birsürü eğlence yeri, restoran market flan var)
Hyde park
Madam Tussaud mumya muzesi (yanında St Reagent’s park var)
Oxford street (alışveriş çılgınları için süper bir cadde)
Soho
County hall
Covent garden (Mağazalar, kafeler, restoranlar, pazarlar)
British Museum (1823 ten bu yana varmış, detaylı gezilmesi 1 günden fazla bile sürer. Mısır mumyalarını mutlaka görün derim)
Victoria and albert Museum (Güzel sanatlar müzesi)
Natural History Museum (Dinazor iskeletlerinden tutunda bütün doğa tarihi var, çocuklarınızında mutlaka görmesi gerekir)
Science Museum (Valla bütün mühendislerin görmesi gereken bir müze, ilk lokomotif, Apollo 10, birçok teoremin nasıl işlediğini kurcalayarak görüyosun)

Önceden bilet bulunursa çok güzel tiyatrolar var, Londra tiyatro cenneti biz gidemedik ama tavsiye ederim). Soho ve Covent Gardenda Jazz barlar olduğunu duyduk ama yine gidemedik ne yazıkki. Hertür mutfaktan yiyecek bulmak mümkün. Sadece fast food yemek zorunda değilsiniz.
London eye tarafında Thames nehri boyunca ve covent gardenda çok güzel sokak gösterileri, sokak konserleri oluyor.

Londradan birkaç bavul dönebilirsiniz. Primark diye bir mağaza açıldı, önce oradan bir bavul alıyorsunuz sonra içini dolduruyorsunuz, çok ucuz biryer. Oxford caddesinde daha birçok yer var. Ama saat 8 de hepsi kapanıyor. Ayrıca Lilywhite’tan ucuza spor malzemeleri alabilirsiniz. Londranın en meşhur oyuncakçısı Hamley’ e gidip oyuncak alabilirsiniz.

Valla daha birsürü bir şeyler var aslında ama aklımda kalanlar bunlar. Ha bide trafik sağdan aktığı için birkaç kere ezilme tehlikesi geçirdikten sonra alışıyor insan. Bide prizlerde bizimkiler gibi değil. Her şeyleri kıl bu İngilizlerin yaf. Neyse Londrayı özlemişim. Herkese iyi gezmeler.