Kalbimi bir şişede saklamak istiyorum (The Heart and the Bottle-Oliver Jeffers)

o1

 

 

Buraya neler neler yazıcaktım. Ama insanın içinden hiç bir şey gelmiyo. Sadece küfür etmek geliyo. Öfkeden midem bulanıyo. Bu kadar kalbi mühürlü bu kadar zalim nasıl olabiliyor insanlar. 2015 yılında (şurda daha 46 gün olmuş) Özgecan da dâhil olmak üzere 37 kadın, erkek şiddetiyle katledilmiş. Hiçbirinin isimlerini bilmiyoruz. Toplumumuzun dayattığı cinsiyetçi roller bilinç altımıza o kadar işlemişki Continue reading

Bebişkolarla izlenmesi şiddetle tavsiye edilen filmler

mary poppins

 

Evvveeett efenimm, kuzuşla beraber bayıla bayıla izlediğimiz filmleri yazdık bu sefer. Bu yazıyı biraz babişe kakaladım gibi oldu. Ama adam iyi yazmış şimdi:)) iyi okumalar:
Kızımız Mira doğduktan sonra evimizde düzenlemeye karar verdiğimiz en önemli konulardan biri televizyondu. Şunu belirtmek isterim ki biz kızımız 2 yaşına girene kadar ekrandan uzak tutmaya çalıştık. (Burada bununla ilgili Continue reading

Musmutlu yıllaarrrr ve yeni etkinlikler

Son 1 yılımıza dönüp baktığımda baya denişik bir yıl yaşamışız. Yabancı yabancı memleketlerde 1 yıl geçirdik. Buralara alışıp Londrayı da kendimize ev yaptık. Hayatta neler yaşıyo insan:) Yeni arkadaşlar edindik. En büyük mesafeyi de kuzucum katetti sanırım. İngiliz aksanıyla ingilizce konuşması, ingilizce okuyup yazması bizim için büyük mucizeler. E bende bir mucize yaşadım bu sene 40 kez bırakma eşiğinden döndüğüm doktoramı baya sıkıntılı da olsa bitirdim. Bizim için çok özlemeli bir yıl oldu ama çok şükür güzel bir yıl oldu. En önemlisi hep beraberdik ve sağlıklıydık. Umarım sizin için de öyle geçmiştir. Yeni gelen seneniz eskisinden çok daha güzel geçmesi dileğiyle Kılkuyruk Popi’yle mutlu yıllar diyorum:)

popi

Son zamanda kuzucumla yaptıklarımız:

– Atık dallardan yeni yıl ağacı:

 

IMG_3642

Richmond parktan aşırdığımız Continue reading

Kütüphaneden kitaplar-1

k

 

Miranın kitaplığını çok ihmal ettim biliyorum. Elimizde okadar kitap varken çok azını paylaşabildim. Şu doktoramı bitirebilsem neler yapıcam ama… Londrada kitap olayna başka bir bakış açısı getirerek büyük kütüphane kavramını komple içimize soktuk hatta böğrümüze bastık diyebilirim. Bu yüzden artık kütüphaneden elimize geçen kitapları çok detayına girmeden hem bize arşiv oluştursun diye hem de size fikir vermesi açısından kısa kısa paylaşayım istiyorum. Bunu neden geçen seneden itibaren yapmadım diye de dövünüyorum. Kuzu kütüphaneden ve okulundan okadar çok kitap okuduki çoğunu unuttuk belki de:( Neyse artık bu da bir başlangıç olsun:

 

-Winnies Pirate Advanture (Valerie Thomas-Korky Paul)

Türkçeye çevrilmiş hali var: Sakar Cadı Vini’nin Korsanlık Macerası

winnie

Daha önce Sakar Cadı Continue reading

Kuzum 5 yaşında…

mira5

 

5 yıldır bu bloğu yazdığıma inanamıyorum, Kuzu doğduğundan beri zaman daha da bi acımasız oldu, daha da bi hızlı akmaya başladı sanki. Kuzucuk 4 yaşı ile 5 yaşı arasına neler sığdırdı minicik yüreğine. Önce ülke değiştirdi, tüm çok sevdiği kişileri, rutinlerini, alışkınlıklarını arkada bıraktı, başka bir dile geçti, başka bir dilde düşünmeyi öğredi, hiç Continue reading

Oradan buradan

7

 

Bu üç aydır neler yapıyoruz, zaman ne çabuk geçiyo valla hiç yetişemiyorum. Yarım yamalak biraz oradan biraz buradan daldan dala atlaya atlaya yazayım dedim. Bu son üç ayda bir Roma bir Türkiye yi sığdırdık valla, nası yaptık bizde bilmiyoruz. Yolculuktan mala döndük. Her Türkiye dönüşünde sanki buraya ilk defa Continue reading

London günlükleri-01

15

 

Londraya geleli 1 ayı geçti. 50 m2 2+1 kutu evimiz artık bize baya saray gibi geniş gelmeye başladı bile. Burada hayat fena değil özlemek dışında güzel bile denebilir:) Şaşırdığınız bir çok şey olsada biyerden sonra artık kanıksamaya başlıyosunuz, turistlikten çıkıp buradan biri oluveriyosunuz. Trafiğin sağdan akmasına, prizlerin saçma sapan bir tipte olmasına, hergün postacının kapı deliğinden 3-5 posta atmasına aldırmıyosunuz. Biraz burdan örnekler vereyim:

– Burada en çok yağmur çamuru tınlamıyoruz sanırım. Herkes yağmurda bile sporunu ihmal etmezken biz niye evde duralım. Kötü hava yoktur, kötü kıyafet vardır felesefesiyle tüm kıyafetlerimiz buraya uyarladık. Kuzucuk çamur banyosu yapsa bile yine ıslanmıyo artık:)

-İnsanlar heryerde sıra olabiliyorlar upuzun kuyruklar görebilirsiniz heryerde. İtiş kakış ve birbirinin üzerine çıkma, kaynak olayı yok (bize çok garip geliyo dimi:)

– İş saatlerinde metrolar deli kalabalık oluyor. Ama yinede elinde çocuk olan veya hamile olanlara mutlaka yer veriyorlar. Hamile olanlar “baby on board” rozeti takıyorlar.

-Burada çok kapı kilitlenmiyor sanırım yada bizim muhitte. Üst komşumuz Patrick bizi hiç tanımadığı halde tavandan gelen akıntıyı tesisatçılara göstermek için anahtarı 2 gün bize verdi ve istersen kilitle dedi.

– Burada herkesi çocuğu var. En az 2 çocuğu.
Continue reading

Yeni yıl, yeni ülke, yeni bir hayat….


londra

 

Yıllar olmuş yazmamışım yaw… Zamansızlıktan ölüyorum, bundan sonra daha bol bol yazıcam inşalla. Valla bu süreçte hayatımızda sağlam değişiklikler oldu. Kendimize yeni bir hayat ısmarladık uzaklarda atladık geldik babanın peşinden. Bizi hiç tanımayan, bizim hiç tanımadığımız,  suyunun havasının farklı olduğu yerlerde 50 m2 lik  ingilizce bir hayat kurduk kendimize yeni yılla birlikte.  Sadece durmaya geldik, zamanı yavaşlatmaya…Hepimiz şaşkınız, heyecanlıyız. Ankarada çok hızlı geçen zaman burda nasıl yavaşlatırız meraklıyız. Ama zor geldi bırakıp gitmek dostları, kardeşleri, anneleri, babaları…Ankarayı bile…Zira Ankara, görücü usulü evlilik gibidir; sevilmez ama bir takım sebepler ötürü terk edilemez. (http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=226434) Continue reading

London london


Muratın her seneki Londra görevlerinden birinde bende peşine takıldım. Tabi minik kızım daha tasarım aşamasında bile değildi, o yokken olan kaçamaklardan biri. Murat toplantıdayken ben Londrada gezmedik yer bırakmadım. İngilizlerin soğuk nevaleliği, İngilterenin sürekli yağmur yağan havası ve tek başıma gezebilirmiyim acaba düşüncesi bende ön yargı oluşturmuştu aslında, pek gidesim yoktu bu yüzden. Ama sonra gitmeye karar verdim ve Londraya karşı düşüncem tamamen değişti. 10 gün boyunca incik cincik heryerleri gezdim. Gezmekten ayaklarıma kıramplar girdi yılmadım sürünerek gezdim. 10 gün sonunda Londra “burada yaşanabilir” lerim arasına girmeyi hak etti. Ama genel olarak Londra baya pahalı biryer. Biraz size Lonradan bahsedeyim:

İlk olarak tatilinizin tarihini çok öncede biliyorsanız, ucuz uçak bileti bulabilirsiniz. Otelinizi de booking.com dan ayarlarsanız pek bir sorun yaşamazsınız. Biz genelde öyle yapıyoruz. Ama oteli metro (Tube) civarında ayarlamak çok daha iyi olur. Gerçi yürüyerek veya iki katlı otobüslerle daha keyifli oluyor ama metro daha kolay. Londrada metro insana “bu metroysa bizim Türkiyedekiler ne?” dedirten bir şey. Tube denilen arkadaş 12 tane birbirine bağlantılı hattan oluşuyor ve şehir dışına kadar gidiyor. İlk bakışta mühendislik hesabı gibi zor anlaşılır bir haritası var ama bir şekilde kaybola kaybola çözüyor insan. İndiğiniz gibi 1 haftalık oyster kart alıyorsunuz başınız ağrımıyor, bin binebildiğin kadar. Metro yakınında oteliniz olursa Heathrow havalimanından metroyla gidebilirsiniz.

– gezilebilecek yerlere bakalım.

Trafalgar square
National Gallery (dünyanın en iyi batı Avrupa koleksiyonu, 2000 i aşkın eser vardır, tek kelimeyle harika)
St. James Park (öğle yemeklerini yemek için çok güzel bir park, bir sürü çiçek, sincaplar ve kuğularla güzel vakit geçirirsiniz)
Buckingham sarayi ve sarayda nöbet değişimi
Palace of Westminister – parlamento binaları- Big Ben
London Eye (135 m yüksekliğinde dünyanın en büyük dönme dolabı, şehir manzarası harika)
Westminister abbey (Taç giyme törenleri dünelniyor, kraliyetten büyükler yatıyo)
St pauls catedral
Tower of london (Kraliyet sarayı, hapishane ve idam yeri olarak kullanılmış, caniler bide gösteriyorlar, 900 yıllık)
Tower bridge
Picadelly circus (çok işlek bir cadde, geceleri çok kalabalık oluyor, birsürü eğlence yeri, restoran market flan var)
Hyde park
Madam Tussaud mumya muzesi (yanında St Reagent’s park var)
Oxford street (alışveriş çılgınları için süper bir cadde)
Soho
County hall
Covent garden (Mağazalar, kafeler, restoranlar, pazarlar)
British Museum (1823 ten bu yana varmış, detaylı gezilmesi 1 günden fazla bile sürer. Mısır mumyalarını mutlaka görün derim)
Victoria and albert Museum (Güzel sanatlar müzesi)
Natural History Museum (Dinazor iskeletlerinden tutunda bütün doğa tarihi var, çocuklarınızında mutlaka görmesi gerekir)
Science Museum (Valla bütün mühendislerin görmesi gereken bir müze, ilk lokomotif, Apollo 10, birçok teoremin nasıl işlediğini kurcalayarak görüyosun)

Önceden bilet bulunursa çok güzel tiyatrolar var, Londra tiyatro cenneti biz gidemedik ama tavsiye ederim). Soho ve Covent Gardenda Jazz barlar olduğunu duyduk ama yine gidemedik ne yazıkki. Hertür mutfaktan yiyecek bulmak mümkün. Sadece fast food yemek zorunda değilsiniz.
London eye tarafında Thames nehri boyunca ve covent gardenda çok güzel sokak gösterileri, sokak konserleri oluyor.

Londradan birkaç bavul dönebilirsiniz. Primark diye bir mağaza açıldı, önce oradan bir bavul alıyorsunuz sonra içini dolduruyorsunuz, çok ucuz biryer. Oxford caddesinde daha birçok yer var. Ama saat 8 de hepsi kapanıyor. Ayrıca Lilywhite’tan ucuza spor malzemeleri alabilirsiniz. Londranın en meşhur oyuncakçısı Hamley’ e gidip oyuncak alabilirsiniz.

Valla daha birsürü bir şeyler var aslında ama aklımda kalanlar bunlar. Ha bide trafik sağdan aktığı için birkaç kere ezilme tehlikesi geçirdikten sonra alışıyor insan. Bide prizlerde bizimkiler gibi değil. Her şeyleri kıl bu İngilizlerin yaf. Neyse Londrayı özlemişim. Herkese iyi gezmeler.